SeSar’ın olta balıkçılığından haz aldığı günlerden birinde, SeSar kodadlı şahsiyetim yazlıkta bu durumdan faide edebilmek amaçlı babasına yalvarak balığa gitmeyi teklif eder. Fakat malum mevcut teknevari şey hırboluğundan kendini alabora ettiğinden dolayı tabiî ki kendi imkanları dahilinde böyle bi olabilite de namevcuttur. Fakat yılmayan ve SeSar’ın bu durumuna üzülen acılı baba, komşu gibi duruşuyla pek bi yakın olduğumuz (yok öle bişi) amma arsa olarak yamacımızda yan parselde olan, fakat mevzu adres olduğunda yan sokakta ikamet eden Selçuk zatınının kayığıyla (ama berabercenek) gidilebilirliğini çözmeder. Peder bey kendisinin çözüm üretmesinden dolayı kayıtsız kalarak afili görünür ve balığa kendisi yerine gelebilme durumları o an itibari ile misafirlik görevlerini azletme olan menekşe soysundan, kuzenler Gökhan ve Elçin’i atar. Bu durumdan pek de rahatsız olmayan SeSar ve tayfası, teyze ve validesinin birlikte olduklarında analık görevlerini daha bi hicivle yerine getirdiklerinden dolayı, yanlarına çıkın sepetlerini de alarak Selçuk insanıyla deniz kenarında buluşurlar. Deniz kenarı bildiğin deniz kenarıdır. Lakin denizde selçukla hiç karşılaşmamış olan (tabi ki daha öncesinde de karşılaşmışlıkları yoktur) SeSar ve tayfası, timberland kunduralarının üstüne dizlerine kadar çekilmiş olan kahverengi çoraplarıyla (şort giyiyor dememe gerek yok dizlerini görüyoruz diyoruz, alooo), Dennis çizgifilminden çıkagelmiş George amcanın xsmall modeliyle karşılaşmış olmanın vermiş olduğu bi şapşallık yaşamışlardır.
Nitekim tüm gün durup şaşırıp durmayalım şekliyle neşe ile tekneye atlayıp çıkmışlardır balığa… Lakin sorasında şaşırma eylemleri bitmemiş, dinmemiştir. Öncelikle Selçuk bey, abi, amca yada ne ise yüzme bilmemektedir ve bu sebepten dolayı yüzüp çıkabileceği yerde balık tutmak gibi bi huyu vardır. Lakin bu yüzüp çıkabilitesi olan yerler yürüyerek kıyıya varılan kıyısal mekanlardan ibarettir. Hatta bu durumda kıyıdan olta atmak her daim daha mantıklı gelmektedir. Nitekim kamış oltalarının mandalını hiç açmadan ve ve kolunu sarmadan (derinliği daha nasıl tasvir edebilirim boy mu vereyim) oltayı atıp çıkarırlar. Elçin ve Gökhan vakadan acaip sıkılmışlardır. Annelerimizden aldığımız çıkını afiyet etmekte ve rüzgarda sallanıp duran ve SeSar’ın yanında oturduğundan dolayı sonrasında fark edebildiği Selçuk amcanın kulak memelerine kopup gülmektedirler. SeSar ise inatla gözleriyle gördüğü balıklara doğru çapariyi (çapariye yem de koyduk itiraf) sürerek bi kaç adet kırlangıç ve bissürü de sümüklü diye hitap ettiğimiz ve yemediğimiz kaya balığı yakalayarak haz almaya çalışmaktadır. Bu arada SeSar becerisiyle yazlık sularında adı büyük balıkçı diye anılır ve rast gelir kendisine ki bu bedbaht günde bile yine tür ve türev yapmak üzere Selçuk amcayı dize getirtip sinirlendirmiştir.
Fakat bizim yazlık sularında şöle bi huyumuz vardır; sümüklü diye hitap ettiğimiz balıkları yakaladığımızda etrafımızda kol gezen martı ve türevlerine doğru sümkürterek fırlatıp onların karnını hoş ederken bi şekilde bu yenmeyen balıklara karşı adı konmamış bir soykırım uygularız.
Süre geçer artık can iyice sıkılmıştır en son muz yeneli 10 dakika olmuş ıslanmış dergiye tekrar bakmak sabrı taşırmıştır. SeSar da o an tek eğlenceleri olan sümüklüyü martıya fırlatma soykırımı oyununda kullandığı cephaneleri bitirmiş, ayrıca yenisini tutma şevki de kaçmıştır. İşte tam bu sırada aklına cin gibi bi fikir gelir. Çaparilere yem taktığımızı neden itiraf ettiğimi de kanıtlayan vaka-i hayriye de bu cin fikrin bi ürünü ve kurbanıdır. SeSar kuzinlerine dönerek “bakın şimdi nasıl kandıracağım kerkenesleri” diyerek, öbekten bir tane midye koparır, hedefi midyeyi martılara sallayıp sümüklü sandırtmak ve öle kısa bir eğlence yordamıyla hazza ulaşabilmektir. Her zamanki gibi ayağa kalkar, fakat o an ters bir dalgayla birlikte fırlattığı midye hemmeen SeSar’ın yanında oturan Selçuk amcanın başına gelir. Yaklaşık 10-15 metre uzağa atılmak üzere hedeflenen midyenin 50cm yanındaki başa çarpması haliyle acı verici olmalıdır. Fakat SeSar ve kuzenleri bunu asla bilmemektedirler. Çünkü SeSar üzgün olmasına karşı, kahkalardan kırılıp nerdeyse tekneden düşmek üzere olan kuzenlerinin, gülme efektleriyle Selçuk amcanın başını okşar (köpek okşar gibi işte gözünüzün önüne öle getirin) ve pişkin pişkin “Selçuk amca iyi misin?” diye sorar. Acıdan gözlerinden yaş geldiğini gizleyen Selçuk amca ise kafasını şapkasıyla gömer ses etmez. Ve tabiî ki de aceip sinirlenmiş ama gene de suskunluğunu yitirmemiştir.
Düşünsenize sizin teknenizde bi manyak kafanıza midye atıyor, sonra kafanızı okşayarak , üç kişi gülüp geçiyorlar. Neden bizi orda denize atmadı hayretler içinde şu an bile kalmamak için zor durduğumu söylemeliyim efenim…
sesar-ve-tayfasinin-fersah-fersah-olta-balikciligi-gunlugu-mission-selcuk-amca/



zuahuahaua iimiş. babamla balık maceralarımızı anımsattı bana. zargana için saldığım kurşunsuzlarda saatlerce beklediğim zamanlardaki keyifli sohbetleri. ama böyle yanına yapışan alakasız amca, abi kısmı beni hep baymıştır. heeep.. deniz tutanlar, sıkılanlar, balığın kaynadığı 20:00 sularında, “hocam bizi bi kıyıya atsan sonra devam etsen” diyenler, üşüdüm diyenler.. öyykkk…
By: i-düşsel hayvan (BB) on Ekim 18, 2006
at 09:38
ozman miss düşsel haywan sizlerle bi balık operasyonu düzenleyelim. messela siz tutun ben rakılara sakilik edim nepçim süpper olur wallaülazim…
By: SeSar on Ekim 19, 2006
at 14:43
kusenn bıde 2 km boyunca tasıdıgımızı unutmussun kayıgı:))))gene guldumm hep gulucemm yasasın selcuk amca insanı:))))
By: gukan on Mayıs 2, 2009
at 03:04
ooy illa ki
adam kürek çekmemiş bize kıyıdan getirtmişti kayığı ki biz ineli kaç saat olmuştu hayaalllam
By: SeSar on Mayıs 2, 2009
at 14:33